sezinlegez.com

Tanzanya

Zaman : 01-11 Temmuz 2016
Rota     : Dar es Salaam » Mikumi Ulusal Parkı » Stone Town » Kendwa
Bütçe  : 1800 $
Gezi Detayı
Yapmadan Dönme
Galeri
Video
 
Kızıl Topraklardan Beyaz Kumlara Tanzanya

Stone Town; Afrika Şehri mi Desek, Arap mı?

Mikumi Ulusal Parkı'ndan safari aracımızla geldiğimiz 6 saatlik yol sonrası, Tanzanya içi uçuşların yapıldığı eski havaalanına bırakıyor bizi rehberimiz Tony. Biletlerimizi Dar es Salaam'a varır varmaz almış olduğumuz için şimdi sadece çantalarımızı vermeye ZanAir'in ofisine gidiyoruz. Uçuş saatimiz gelince pervaneli küçük uçakların dizildiği alanda yürüyerek uçağımıza varıyoruz. Uçağa biniş için önümüzdeki 15-20 kişilik sırayı beklerken inanılmaz bir şey oluyor ve görevli ön koltuğu göstererek birimizin oraya geçebileceğini söylüyor. Ben yerden 10 santim kadar yukarıda ulaşıyorum uçağa. İlk defa pervaneli uçağa biniyorum ve yerim pilotun yanı! 20 dakika süren yolculuk boyunca ağzımın yeri belli; kulaklarımın hemen yanı. Önümde; yardımcı pilot için yer alan göstergeler ve lövye, aşağıda Hint Okyanusu'nun turkuaz sularıyla fantastik bir yolculuk geçirerek Zanzibar adasına ayak basıyorum.

tanzanya-27.jpg
Co-pilot oldum!

Yüzyıllarca; kaşiflerin, tüccarların, göçmenlerin ziyaret veya işgal gibi çok farklı amaçlarla geldiği adaya bir de biz geliyoruz. Zanzibar küçücük bir ada ama oldukça hareketli zamanlar yaşamış. Adanın sömürü tarihi karışık. Kimler gelip kimler geçmemiş ki; Persler, Araplar, Hintliler, Portekizliler, Almanlar ve İngilizler. Bu karmaşayı birazcık çözümlemek gerekirse; Portekizli Vasco da Gama'nın 1400'lü yılların sonunda Afrika'nın doğu kıyılarına ulaşmasıyla 18.yy'a kadar sürecek olan Portekiz sömürüsü başlamış. Bu sömürü Ummanlı Arapların işgaliyle son bulmuş. Umman sultanı deniz ticaretini geliştirip Zanzibar'ı baharat ticaretinin merkezi haline getirmiş. Ama hemen sevinmeyin çünkü aynı zamanda köle ticaretinin de merkezi olmuş. 1800'lü yılların sonunda bu sefer Alman egemenliği sahne almış adada. Ardından da İngiliz... 1963'te bağımsızlığını kazanan adada tam anlamıyla özgürlük çok sürmemiş ve 1 ay sonra gerçekleşen devrimle anakara Tanzanya'ya bağlanmış.

tanzanya-28.jpg
Ekibe bir süreliğine eşlik eden ananaslarla Zanzibar'a hoşgeldik!

Adanın karışık tarihinin izlerini günümüzde de görüyoruz. Zanzibar'ın 1 milyona yakın nüfusunu; Afrika, Arap, İran ve Hint asıllılar oluşturuyor. Nüfusun %90müslüman ve adada 50'den fazla camii, 2 katedral ve birkaç tane de Hindu tapınağı bulunuyor. Yerel dilleri Shawili dışında İngilizce de yaygın olarak kullanılıyor. Birçok Avrupa ülkesinde İngilizce iletişim kuramıyorken burada dil sorunu yaşamamak gezginler için sevindirici bir durum olsa da nedeni üzücü...

tanzanya-29.jpg
Zanzibar adasının en büyük şehri Stone Town

Havaalanında yine benzer şeyler yaşıyoruz; taksici akınına uğramak, pazarlık yapmak, anlaşmak ve harekete geçmek. Havaalanından şehir merkezine 20$ dedikleri taksi ücretinde 5$'da hem fikir olup rezervasyonumuzun olduğu Zanzibar Otel'e doğru yola çıkıyoruz. Adanın en büyük şehri Stone Town'a ait taksi camından ilk izlenimler; Tanzanya'ya göre çok daha düzenli ve planlı olduğu. Tanımlı yolların ve kaldırımların varlığı bu gözlemin temelini oluşturuyor, bu düzenin temelini ise turizm... Adanın başlıca geçim kaynağı turizm. İkinci sırayı ise Umman sultanından yadigar baharat ticareti alıyor.

tanzanya-30.jpg
Dar es Salaam'a göre daha düzenli Stone Town sokakları.

Müthiş oyma kapısıyla bizi karşılayan otelimiz, yine iyi bir seçim yaptığımızı söylüyor daha ilk adımda. Adada her bütçeye göre konaklama bulmak mümkün. Lüks, saray yavrusu otellerin yanında bizim seçimimiz mütevazı ama hem konum hem de fiyat olarak oldukça memnun edici.

tanzanya-31.jpg
Zanzibar Otel'in odası ve iç avlusu. Yine başarılı bir yer seçimi!

Otele yerleştikten sonra şehri keşfe çıkma ritüeli gerçekleşiyor ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan şehrin dar sokaklarına atıyoruz kendimizi. Sokaklar o kadar dar ki araçlar sadece belli ana yolları kullanırken, bu ara sokaklara ancak bisiklet ve ahşap yük arabaları girebiliyor. Sokaklarda çarşaflı kadınlar, kulağımızda ezan sesleriyle algıda bocalama yaşıyoruz. Doğu Afrika'da olduğumuzdan eminiz ama gördüklerimiz bir Arap ülkesini andırıyor.

tanzanya-32.jpg
Dar sokaklarıyla Stone Town çarşısı.

Bize tanıdık gelen ve birçok müslüman ülkede görülen avlulu yapılaşma var Stone Town'da. Mahremiyetin ön planda tutulduğu, iç avlulu evlerin sokakla tek bağlantısı kapıları. Ama Stone Town'da bu kapılar çok daha özel. Kocaman ahşap kapılar müthiş bir el işçiliğiyle oyulmuş. İki stil olan bu kapılar Hint ve Arap etkileri taşıyor. Arap stili kapılar; yoğun oymalarıyla daha gösterişliyken, Hint stili kapılarda fillerin içeri girmesini engellemek için pirinçten yapılmış diken benzeri süsler yer alıyor.

tanzanya-34.jpg
Harika oyma kapılar.

Harita olmadan, sokaklarında kaybolarak keyifle gezilen şehirlerden biri Stone Town. Sokak satıcıları, kediler, evlerinin ahşap kapıları önünde oturan o güzel Afrikalı çocuklar ve daha bir sürü sürpriz eşliğinde kaybolarak....

tanzanya-35.jpg
Afrikalı çocuklar başka bir güzel.

Labirent gibi dar sokaklar kimi yerlerde küçük meydanlar oluşturuyor. Jaws Corner da bunlardan bir tanesi. Çok belli ki duvarda yer alan Jaws resmi bu sosyalleşme alanına ilham kaynağı olmuş. İnsanların (ki genellikle erkekler oluyor) bir araya gelip sohbet ettiği, kahve içtiği bir nokta.

tanzanya-36.jpg
Jaws Corner'da günlük muhabbetler.

Hediyelik eşya satan dükkanların dizildiği sokaklardan geçmemiz tabii ki biraz zaman alıyor. Ahşap afrika maskeleri, hayvan heykelleri, oyma sandalyeler, takılar, el çizimi resimler ile dolu dükkanları hayran hayran gezmek, sahipleriyle muhabbet etmek, pazarlığa tutuşmak, bazen hem fikir olmak, bazen de için sızlayarak seçtiklerini geride bırakmak zaman isteyen şeyler:) Gezilerimde alışveriş genelde çok küçük bir yer tutar ama burası içimdeki alışveriş canavarını harekete geçiriyor çünkü çok orjinal ve güzel şeyler var! Hatta hayatımda ikinci defa içimden "buraya sırf alışveriş için bile gelinir" diye geçiriyorum (Fas'tayken de aynısı geçmişti içimden).

tanzanya-37.jpg
Hediyelik eşya dükkanları kara delik gibi bizleri içine çekiyor.

Şehir merkezinin dar sokaklardan çıkıp Hint Okyanusu kıyısına varıyoruz. Ahşap geleneksel kayıkların bir kısmı beyaz kumlarda dinlenirken bir kısmı okyanusla dans ediyor. Sahilde oturan kayıkçılar turistlerin gelmesiyle hareketlenip ada turları öneriyorlar. Bu teklifi ertesi gün değerlendirmek üzere sahil gezintimize devam ediyoruz.

tanzanya-40.jpg
Yorgun kayıklardan biri.

Akşamları kurulan yemek pazarıyla oldukça hareketli olan Forodhani Bahçesi gündüz sakin. Elinde çeşitli turların kitapçığı ve dilinde sıcak bir "Jambo!" (merhaba) ile yanımıza gelen rehberler oluyor. Şehirde ve adada yapılabilecek çok tur var; baharat ormanı turu, yunuslarla dalış, tüplü dalış, geleneksel teknelerle gün batımı turu, şnorkel turu... Çok çeşitlilik sunan, birkaç saat veya tüm gün süren turlara ilgi alanınız doğrultusunda katılabilirsiniz. Tabii ki en önemli şeyi unutmadan "sıkı bir pazarlık". Yanınıza gelip, ahşap heykelcikler, baharat paketleri gibi şeyler satmaya çalışan yerel insanlar da oluyor ama tedirgin olmanızı gerektirecek bir durum yok. İstemediğinizi söylediğinizde çok da uzatmadan ve rahatsız etmeden yanınızdan ayrılıyorlar.

tanzanya-42.jpg
Kedi her yerde kedi:)

Sahil boyunca gezerken geniş balkonlarıyla çok katlı, beyaz, ahşap bir bina gözümüze çarpıyor. Özel bir yer olduğu daha ilk bakışta belli olan bu binanın adı; Harikalar Sarayı olarak geçiyor ve bu iddialı isminin hakkını da veriyor. 1883'te Umman sultanı tarafından resmi resepsiyonlar için yapılan bina; Doğu Afrika'daki ilk asansörlü ve Zanzibar'daki ilk elektrikli bina. Şuan müze olarak kullanılan binayı biz gezemiyoruz çünkü çatısının bir kısmında yaşanan çökmeden dolayı tadilatta.

tanzanya-41.jpg
Palace of Wonders yani Harikalar Sarayı.

Şehir merkezi oldukça küçük ve yürüyerek her yeri gezebilirsiniz. Özel turlara katılmazsanız Stone Town'a bir veya iki gün ayırmak yeterli bile. Biz ilk günkü şehir keşfini şık bir restoranda akşam yemeğiyle daha da şenlendiriyoruz. İçine girince oldukça lüks olduğunu anladığımız Serena Inn Hotel, Hint Okyanusu'nu selamlayan terası, leziz yemekleri, şarabı ve sıcak kanlı servis elemanlarıyla kendisine jest yapmak isteyen gezginler için iyi bir seçenek olabilir. Stone Town'da yapmadan dönmemeniz gereken şeylerden biri; güneşi Hint Okyanusu üzerinden uğurlamak. Serena Inn Hotel gün batımını en iyi izleyebileceğiniz yerlerden biri. Bir diğer seçenek de biraz daha salaş, turistler tarafından oldukça popüler Afrika House Hotel'in terası. Restoran önerilerinden gitmişken; kesinlikle uğramanızı önereceğim başka bir mekan da Livingstone Bar. Turistlerin uğrak yeri barın; mumlarla aydınlatılmış bahçesinde bir Serengeti (benim favorim) veya Klimanjaro birası eşliğinde ayağınızı serin, beyaz kumlara sokup keyifli bir Doğu Afrika akşamı yaşamanızı öneririm.

tanzanya-44.jpg
Tanzanya gezisi yemek konusunda da beklenenin fazlasını sunuyor.

Ertesi gün sahile inip yerel ahşap kayıklarla Stone Town'a yarım saat mesafedeki Prison Island'a gidiyoruz. 1893'te inşa edilen ve azılı suçluların ana karadan uzakta hapsedildiği yer, şimdi otel olarak kullanılıyor. Adada; 19. yüzyılın sonlarında Seyşeller'den getirilen dev kaplumbağa kolonilerini besleyebilir, 200 yıllık yaşanmışlıkları karşısında saygı ile eğilebilir, Hint Okyanusu'nun turkuaz sularında dalgalarla boğuşabilirsiniz

tanzanya-47.jpg
Prison Island'da 200 yıllık arkadaşlar edinebilirsiniz. 

Birkaç saatlik Prison Island turumuzdan sonra Stone Town keşfine devam ediyoruz. Hedefimiz eski köle pazarına varmak ama haritasız, yüreğimizin götürdüğü yere gidince kendimizi bir anda inanılmaz kalabalık bir pazarın içinde buluyoruz. Ertesi günün Ramazan Bayramı olmasından sebep bu kadar kalabalık olduğunu düşündüğümüz pazarda resmen insan seli arasında istem dışı ilerliyoruz. Etrafa baktığımızda tek beyazın bizler olduğunu görüyoruz, anlaşılan pek turistik bir rota değil ama gerçek hayatı görmek açısından kesinlikle güzel bir deneyim oluyor.

tanzanya-48.jpg
Kalabalık pazardan soluklanacak bir boşluk buluyoruz.

Hazır pazar bulmuşken birkaç meyve alıp yolumuza devam ediyoruz ve köle pazarına ulaşıyoruz. Angligan Katedralinin hemen yanında yer alan köle pazarına şortla girmek yasak olduğu için girişteki görevli belimize bir şal dolayıp bizi içeriye yolluyor. Üst katları şu an otel olarak kullanılan binanın bodrum katında kölelerin zincirlerle bağlı tutulduğu, çok kötü koşullardaki küçücük hücreleri geziyoruz. Kölelerin, Zanzibar'dan Brezilya, Hindistan ve Arap ülkelerine satılmak üzere gemilere sevk edilmeden önce tutuldukları bu mekanlar insanlığın o karanlık geçmişinin ne kadar da zifiri olabileceğini anlatıyor.

tanzanya-50.jpg
Kölelerin satılmadan önce tutuldukları hücreler.

Zanzibar; Hint Okyanusu'nun turkuaz rengi sularına serpilmiş irili ufaklı 50 adadan sadece biri. Anakaradan yaklaşık 35 km uzakta bulunan bu takımadalardan yerleşimin en fazla olduğu üç ada; Zanzibar, Pemba  ve Tumbatu adası. Bizim gezi rotamızda sadece Zanzibar yer alıyor ama yaptığımız "blue safari" ile denizin yükselmesiyle ortadan kaybolan küçük kumsal-adalara bile ayak basma şansımız oluyor.

tanzanya-52.jpg
Suların yüksekmesiyle ortadan kaybolan kumsal-ada'ya sulardan önce varıyoruz.

Kaldığımız otelin tur firmasıyla anlaşıp ertesi gün erken saatte geleneksel tekneleri "dhow"a bineceğimiz noktaya araçla gidiyoruz. Tekneye biniş noktamız olan özel bir mülkün bahçesinde; eğlenceli kaptanımız Obama, Güney Afrika'lı geniş bir aile ve bir Alman çiftle ekibi oluşturup son hazırlıklarımızı yapıyoruz. Bizim grupta 3 Laz olduğunu düşünürsek kadro tam fıkralık:)

tanzanya-53.jpg
Blue Safari için bizi bekleyen geleneksel teknemiz.

 

tanzanya-62.jpg
Blue Safari ekibi fıkralara konu olacak cinsten:)

Rotamız; adanın güneyindeki Menai Koyu. Yol üzerinde ilk durak noktamız; henüz yükselen sular altında kalmamış olan, bembeyaz kumlarıyla küçük bir ada. Burada kaptanımızın bize sunduğu hindistan cevizi suyumuzu içip, şnorkelle dalış yapıyoruz. Suyun bir metre altında bile çok çeşitli bir canlı hayat var. Küçük mercanlar ve resifler rengarenk balıkları şnorkelle bile görebilmemizi sağlıyor.Dönüş yolunda yine kumsal-adanın yakınından geçiyoruz ama bu sefer adayı görmüyoruz bile, çünkü yükselen suların altında kalmış çoktan.

tanzanya-55.jpg
Şnorkelle suyun altındaki renkli hayata tanık olabilirsiniz.

Gün boyu süren mavi safaride; kartpostallık manzaralar görüp turkuaz rengi sularda yüzme, suyun altındaki o rengarenk dünyayı gözlemleme şansı yakalıyoruz. Hedef noktamız Unguja Ukuu'ya ulaştığımızda yine harika renkler ve manzaralar karşılıyor bizi.

tanzanya-57.jpg
Menai Koyu'ndaki kartpostallık duraklardan biri.

Mürettebat ıstakoz da dahil olmak üzere bol deniz mahsüllü yemeğimizi hazırlarken biz de sahilden iç kısımlara doğru kısa bir gezi yapıyoruz. Sahil kadar yeşil dokusu da hayran bırakıyor, özellikle de 500 yaşındaki, yıkılsa bile yaşamaya devam eden devasa baobab ağacı.

tanzanya-59.jpg
500 yıllık baobab ağacı.

Dönüş yolunda teknenin motorunu kapatıp, yelken açarak tam geleneksel hale geliyor teknemiz ve çalkantılı okyanusta şarkılar, meyveler eşliğinde başlangıç noktamıza geri dönüyoruz. Tüm gün süren bu aktivite turlar arasında en tuzlu olanı ama planınıza katmaya değer!

tanzanya-60.jpg
Dönüş yolunda motor, işini rüzgara devrediyor.

Stone Town'da geçirdiğimiz 3 günün sonuna gelirken bayram kutlamalarıyla iyice şenlik alanına dönüşen Forodhani Bahçesi'nde alıyoruz son soluğu. Zaten renkli giyinmeyi seven kadınlar bayrama özel daha da renkli ve süslüler. Herkes ailece parktaki yerini almış; kimileri getirdiği örtüleri yere sermiş üzerinde oturup etrafı izliyor, kimileri yemek tezgahlarından aldığı şeyleri yiyor, kimileri de parkta tur atıyor... Bize düşen ise; tüm doğallığıyla sürüp giden hayatlarına tanıklık etmenin keyfini sürmek.

tanzanya-63.jpg
Forodhani Bahçesi'ndeki akşam yemek marketi bayram yoğunluğu yaşıyor.


* Daha çok gezi fotoğrafı için galeriye uğramayı unutmayın:)