sezinlegez.com

Fas

Zaman : 10-17 Şubat 2011
Rota     : Marakeş»Tanaghmeilt»Fes»Chefchaouen»Rabat»Marakeş
Bütçe  : 240 €
Gezi Detayı
Yapmadan Dönme
Galeri
 
Renkler Ülkesi Fas

Marakeş
En plansız ve ani gezim bu oluyor. Neredeyse hiç birşey bilmeden çıkıyorum yola, aklımdaki “ O kadar yer gezdim, havaalanından şehir merkezine gidip arkadaşlarımla mı buluşamayacağım!” düşüncesiyle. Ama olabiliyormuş! Bana yardımcı olan Jóse olmasaydı bunu başarmam düşündüğümden çok daha zor olacaktı.


Uçakta veya öncesinde, birileriyle konuşup bir şeyler sormak, beraber hareket etmek çok iyi bir yöntem. Hatta sıcakkanlı İspanyollarla bu çok daha kolay oluyor. Gitmeden önce forumlarda okuduğum bir gezgin tavsiyesiydi bu ve ben de denemeye karar veriyorum. Pasaport kontrolü sırasında önümdeki gruba çat pat ispanyolcamla şehre gideceklerse takside onlara katılabilir miyim diye sorduğumda cevap tam tahmin ettiğim gibi sıcak bir "Síííí sí sí, claro!" oluyor.  Havaalanı çıkışında bu grubun önceden konuşmuş olduğu orta yaşlarda bir grupla daha birleşiyoruz, hatta taksi beklerken sonradan bana çok yardımcı olacak Jóse de gruba dahil oluyor. Kalabalık grubumuz ve önceden ayarlamış oldukları taksici ile, müşteri kapma telaşı içindeki diğer taksicilerin arasından sıyrılıp iki taksiye doluşuyoruz ve şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz.

Marakeş'te bizi ilk karşılayan yer olan Menara Havaalanı; oldukça modern, yeni bir havaalanı. Camlardaki motifler veya danışma banosunun üzerini kaplayan işlemeli ferforje gibi detaylarla bizi, birazdan içine gireceğimiz Arap kültürüne alıştırmaya çalışıyor gibi...

                                                                         Modern ve aynı zamanda oryantalist havasıyla Menara Havaalanı


Havaalanından bindiğimiz taksinin bizi bıraktığı yer; Marakeş'in eski kent merkezinin kalbi, Jemaa el-Fnaa meydanı. Bu meydan; araçların, yayaların, bisikletlilerin belirli bir yol olmaksızın her yerden çıkabileceği, tanımsız büyük, boş bir alan. Tabii ki bu meydan; yılan oynatıcıları, kına yapan kadınlar, geleneksel kostümleriyle fotoğraf çektirmek için bekleyen Berberiler, kuruyemiş, sıkma portakal suyu, haşlanmış salyangoz (evet, müslüman mahallesinde salyangoz satılabiliyormuş!) satan seyyar tezgahlarla hiçbir zaman boş değil aslında.

                                                                                   Jemaa el-Fnaa meydanı nispeten sakin görünüyor


Akşamları; kurulan ve ertesi gün tekrar kurulmak üzere gece toplanan yemek tezgahları, yemek masaları ve sandalyelerle, çeşitli yemek ve baharat kokularıyla, yemeklerden çıkan dumanlarla kocaman bir açık hava lokantasına dönüşüyor Jemaa el-Fnaa Meydanı. Tablonun geri kalanını ise; bu açık hava lokantasına müşteri kapmaya çalışan garsonlar, birbirlerini tanımasalar bile büyük masalarda yan yana yemek yiyen insanlar, dumanlar arasında bir belirip bir kaybolan aşçılar tamamlıyor. Bu meydan; Afrika kıtasının en kalabalık ve yoğun meydanıymış. Hiç şaşırtıcı değil!

                          Jemaa el-Fnaa meydanının açıkhava lokantası versiyonu


İlk kültür şokunu atlattıktan sonra, meydandan dar sokaklara doğru yol arkadaşlarımız olan İspanyol kızların hostelini bulmak için dalıyoruz. Önceden Fas'ta bulunan ve bizden çok daha fazla şey bilen Jóse grubun lideri oluyor. Uğradığımız insan hücumuna karşı nasıl davranması gerektiğini biliyor; insanlarla kısa muhabbetler ediyor, gülümseyip yumuşak başlı bir şekilde yardım istemediğimizi söyleyip teşekkür ediyor. Eski kent merkezi, yani sur içi; dar, isimsiz ve numarasız sokaklarla, caddelerle tam bir labirent. Nereyi aradığınızı sorup, siz istemeseniz dahi peşinize takılan, aradığınız adrese rehberlik yapıp para isteyen birçok çocuk veya yetişkin var. Bu durum, bir çeşit gelir kaynağı. Kızları hostellerine bırakıp beş dakikalık rehberimizle bahşiş konusunda gönülsüz hemfikir olduktan sonra sıradaki görev benim hostelimi bulmak oluyor.



Elimdeki adres ve internette gördüğüm krokinin hafızamda kalan kırıntısıyla hosteli aramaya başlıyoruz fakat yarım saat içinde bunun pek de mümkün olmadığını anlıyoruz.Çalışmayan mobil telefonlarımız yüzünden tek iletişim seçeneğimiz, meydanın bir köşesinde bulunan telefon kulübeleri. Önünde bekleyen ve karaborsa yarı kullanılmış telefon kartları satan birinden aldığımız kartla arkadaşlarıma ulaşıyorum saatler sonra. Benden haber alamayınca artık endişelenmeye başlayan arkadaşlar da aramamla sevinip rahatlıyorlar. Hosteli bulmanın zor olduğunu onlar daha önce deneyimlediği için meydanda bir nokta belirleyip orada buluşma kararı alıyoruz. En sonunda hostele varınca orayı bulmanın imkansız olduğunu anlıyorum. Sokak olarak bahsedilen yer; bir kişinin ancak sığabileceği genişlikte, kısa, çıkmaz bir sokak ve sonunda karanlıklar içinde zar zor görülen hostelimizin kapısı ve ismi…
Marakeş'te küçük ölçekte birçok otel, hostel bulunuyor. Sokakların bir labirent olduğunu düşünürsek özel bir yeri aramak gerçekten bir kabusa dönüşebiliyor. Bu yüzden gezerken gördüğünüz otellere/hostellere girip, nasıl olduklarını kontrol edip kalmaya karar vermek bence çok mantıklı. Aile işletmesi küçük otel ve hostellerin dışında, çok daha lüks ve gösterişli butik oteller de bulunuyor. Orta karar bir yerde kalmayı düşünürseniz 5-10 euro aralığında bile temiz ve düzgün bir yer bulabilirsiniz (genel anlamda, Fas çok ucuz bir ülke).

                                                                    Otellerle dolu küçük bir sokak


1985'te UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilen, Atlas Dağlarının eteklerine kurulmuş bu şehir; 1960'larda ve 70'lerin başlarında turistler için popüler olmaya başlamış. 'Hippilerin mekkesi' olarak tanımlanan Marakeş; birçok batılı müzisyen, model, yönetmen ve artistin favori mekani haline gelmiş.

Marekeş'i gezmenin en güzel yolu; souk denilen pazara dalıp, renkler, dokular, sesler arasında kaybolmak veya meydandaki o karmaşanın içine dalıp bir parçasına dönüşmek. Pazar; rengarenk dizilmiş terlikler, değişik desenlere boyanmış çanaklar, renkli cam fenerler, deri çantalar, kıyafetlerle adeta cümbüş yeri. Ayrıca genel olarak Fas, deri alışverişi için çok uygun bir yer. Çok çeşitli ve ucuz bir sürü şey bulmak mümkün. Tabii ki pazarlık yapmak unutulmamalı. Fiyatı, ilk söylenenin 3'te 1'ine bile düşürebilirsiniz sıkı bir pazarlıkla. Pazarlık adeta bir ritüel, sosyal iletişim şekli. Bu bağlamda, kapalı çarşıya benzetebiliriz.

                                                                          Fas'ta renkler ve dokular arasında kaybolmaya hazır olun


Fas'taki çoğu kentte olduğu gibi; Marekeş'de de medina denilen, duvarla çevrili eski kent merkezinin etrafında, sonradan kurulmuş modern yerleşim alanları da bulunuyor. Geniş bulvarları, yeni ve güzel apartmanları, şık dükkanları, cafeleri ile eski kent içindeki hayattan çok daha farklı bir dünya sunuyor.

                                 Eski kent merkezinin hemen dışında Marakeş'in modern yüzü


Kuzey Afrika'ya özgü 15'ten fazla kuş türü, çeşmeler ve kaktüs koleksiyonu barındıran Majorelle Botanik Parkı da görülmeye değer bir yer Marakeş'te. Fas'ın Fransa sömürgesi olduğu dönemde, 1924'te Fransız ressam Jacques Majorelle tarafından bir sanat çalışması olarak yapılmış. Majorelle'nin; yerel seramiklerde, eski kerpiç evlerin pencerelerinde görüp fark ettiği ve günümüzde majorelle mavisi olarak tescillenmiş mavi renk hakim bu botanik parka. 1947'de kamuya açılan parkın içinde İslami Sanatlar Müzesi de bulunuyor. Botanik park, 1980'den beri ünlü Fransız modacı Yves Saint Laurent ve işadamı Pierre Bergé'ye ait. 2008'de ölen ünlü modacı Yves Saint Laurent'in külleri de bu parka savrulmuş.